|
Uluabat Gölü kıyısındaki Gölyazı,
MÖ 5. yüzyıla kadar dayanan tarihiyle en zengin antik yerleşim
yerlerinden biri. Turizm potansiyeli çok yüksek. Ancak olanaklar
sınırlı. Beldede pansiyon dahi yok. Belediyenin tatil köyü projesi,
yeterli kaynak bulunur da hayata geçerse, Gölyazı sadece
günübirlikçilerin değil, yerli ve yabancı kalıcı turistlerin de cazibe
merkezi olacak. Bursa-İzmir
karayolunun 34. kilometresinde, Gölyazı ve anıt ağaç Ağlayan Çınar'ın
tabelaları yol gösteriyor size. 6 kilometrelik ara yolun ardından
Uluabat Gölü'nün içinde bir yarım adadan oluşan beldeye ulaşıyorsunuz.
730 yıllık tarihi Ağlayan Çınar’a 500 metre uzaklıktaki Zambak tepeden
nefes kesici manzarayı izleyebilirsiniz. Buradan görebileceğiniz, bir
kum saatine benzeyen coğrafyası büyük ilginizi çekecek. Beldenin
çevresi, yazın sular çekilince kökleri ortaya çıkan söğüt ağaçları ve
sur yıkıntılarıyla sarılı. Göl havzasındaki 3 büyük ve 8 küçük adada
Ceneviz, Roma, Bizans ve Osmanlı’dan kalma eserler bulunuyor. Geçim
kaynağı, son yıllarda kirlilikten dolayı azalsa da hala balıkçılık.
Beldede her gün 11.30'da balık mezatı yapılıyor. Kadınların da
erkekleriyle birlikte balıkçılık yapması ve en eskisi 250 yıllık olan
Rum evleriyle ünlü. Antik çağlara dayanan tarihi, kültürel yapısı, göl
kıyısında yaşayan kuşlarıyla bünyesinde eşsiz bir hazine barındırıyor.
Belde, doğa ve fotoğraf severler için bulunmaz bir mekan. Gölyazı’nın
kendisi aslında bir ada. Ama yazın sular çekilince bir yarımadaya
dönüşüyor. Beldede çivi çakmak mümkün değil. Çünkü bölge, 1980 yılında
1. dereceden SİT alanı ilan edilmiş. Tarihi evler koruma altında.
Cumhuriyet öncesinde halkının yüzde 90’ı Rum olan Gölyazı’ya, mübadele
yıllarında Selanikli Türkler yerleştirilmiş. 550
haneli beldenin, nüfusu bin 806. Özellikle hafta sonlarında tatilci
sayısı artıyor. Sahip olduğu bütün güzelliklerine karşın, ne yazık ki
beldede otel ve pansiyon yok. Bu nedenle ziyaretler zorunluluktan
günübirlik yapılıyor. Belde
belediyesinin bir tatil köyü projesi var. Belediye Başkanı Ethem Şahin,
bu konudaki çalışmaların sürdüğünü ifade ederek, “Burası gizli kalmış
bir bölge. Hafta sonu ziyaretçiler akın ediyor. Biz bunu sürekli hale
getirmeyi planlıyoruz. Tatil köyü projemiz hazır, kaynak bekliyoruz. Bu
proje hayata geçerse her şey çok farklı ve daha güzel olacak.
Hedefimiz, geçimini balıkçılıkla sağlayan beldemizin adını, bundan
sonra turizmle duyurmak” diyor. Nehir üzerindeki Apolonia
Yunan mitolojisinin en güçlü tanrılarından Apollon’un kentin koruyucu
tanrısı olması ve buralarda bir tapınağının bulunması nedeniyle “Nehir
üzerindeki Apollonia” anlamına gelen “Apolonia ad Rhyndacum” denilmiş
Gölyazı’ya. Roma döneminde kent adına burada para basılmış. Bölgede
henüz arkeolojik kazı yapılmadığından, antik kent hakkındaki bilgilerin
çoğu da sikkelere dayanıyor. Eldeki en eski arkeolojik belge olan
sikkeler, MÖ 5. yüzyıla ait. Yerleşmenin başlangıcıyla ilgili tarihler
farklı olsa da, bazı kaynaklarda Miletos’un kolonisi olarak kurulduğu
belirtiliyor. MÖ 3. yüzyılda Goth istilasıyla tahrip olan kent, MÖ 1.
yüzyıldan itibaren gelişmeye başlamış ve Hıristiyanlığın yayılmasıyla
önemli bir merkez haline gelmiş. Sonraları Bizans İmparatorluğu içinde
sakin bir hayat sürmüş. Ardından 14. yüzyıl başlarında Prusa (Bursa) ve
Apamea'dan (Mudanya) Osmanlı akıncılarından kaçıp gelenlerin toplandığı
bir kent olmuş. Tarihi yerler Antik
kente ait mimari kalıntılar yüzeyde kaldığı ölçüde görülebiliyor ve
buluntular da genellikle kaçak kazılar yoluyla ele geçiriliyor. Bursa
Arkeoloji Müzesi'nde bulunan eserlerin, en önemlisi bir imparatora ait
heykel gövdesi. Apollania'nın klasik dönem sikkelerinde Apollon Gorgon,
gemi çapası ve kerevit betimlemeleri, Helenistik dönemde ek olarak
kithara kullanırken, Roma döneminde ise imparator başı ve Apollon
Tapınağı tasvirleri çoğunluk kazanmış. Apollon Tapınağı Antik
kentin 500 metre kadar kuzeyinde yer alan Kız Adası'nın üzerinde kente
ismini veren Apollon Tapınağı'nın bulunduğu düşünülüyor. Halen Temenos
duvarının kalıntıları görülen tapınakta, üst yapıya ait mimari
blokların çoğunun yerinde olmadığı görülüyor. Halk arasında bu
blokların Haydarpaşa Garı ve Dolmabahçe Sarayı'nın temelinde
kullanıldığı söyleniyor. Antik yol ve nekrapol Kente
gelen antik yol, Deliktaş mevkisi denilen nekrapol alanından itibaren
izlenebiliyor. Ortalama 2.50 metre genişliğindeki yolun çevresinde,
mezar yapıları ve lahitler yer alıyor. Antik yol hakkındaki ilginç bir
detay, tekerlek izlerinin arasına gelecek şekilde yerleştirilmiş kare
biçimli (15x15 cm) oyuklar. Kente ulaşan tek yol, nekrapolun içinden
geçiyor. Kasabaya gelen asfalt yolun doğusunda lahit tipi mezarlar ve
antik su kemeri (Deliktaş) görülüyor. Batısında ise Apollon Tapınağı'na
yönlendirilmiş podyumlu mezar yapıları bulunuyor. Dış kale (Taş kapı) Kentin
bulunduğu yarımadanın en dar kısmında savunmayı kolaylaştırmak amacıyla
kurulmuş. Günümüzde ise sadece 10x16 metre boyutlarında bir kule
görülüyor. Bizans döneminde inşa edildiği düşünülen kulelerin
yapımında, Stadion'a ait oturma sıraları, devşirme blok olarak
kullanılmış. Tiyatro Güneybatı
yamaçtaki tiyatroda, doğal eğim kullanılarak oluşturulan cavea, adaya
doğru konumlanmış. Caveanın yüzeyde kalan kısımları tamamen tahribata
uğramış, sadece doğu analemma köşesine ait bloklar yerinde kalmış.
Orkestra ve sahne binasına ait kalıntılara henüz ulaşılamamış. Çevrede
bulunan oturma sırası bloklarının ortalama yüksekliği 36 cm ve
genişliği de 67 cm olarak tespit edilmiş. Cavea çemberinin çapı 75 m
olduğu düşünülen tiyatro, yaklaşık 4 bin seyirci kapasitesine sahipmiş. Kilise 19.
yüzyılda yörede yaşayan Rumlar tarafından yapımına başlanan, ancak
bitirilemeden mübadele nedeniyle inşaatı yarım kalan kilisenin, daha
sonraki yıllarda yıldırım düşmesi sonucu geçirdiği yangında çatısı da
yanmış. 13 x 21 m boyutlarındaki üç neflive narteksli yapıda, antik
devşirme bloklar kullanılmış. Kilisenin, restore edilerek kültür
merkezi olarak kullanılması hedefleniyor. İç kale ve kent surları Modern
yerleşim halen, yaklaşık 800 m uzunluğundaki antik surların içinde yer
alıyor. Sur duvarlarının hem savunma için, hem de göl taşkınlarına
karşı kullanılması mümkün. Üzerinde geleneksel konut mimarisi örnekleri
görülebilen surlarda, yer yer kapılar ve kuleler mevcut. Bunlardan en
önemlisi kuzeydeki Simitçikale. Ayrıca meydandaki kule üzerindeki
bukranion frizinin, Apollon Tapınağı'na veya Hadrian Kapısı'na ait
olduğu düşünülüyor. Kuşlar Doğal
miras olarak Uluabat Gölü'nün Ramsar alanı ilan edilmesinde etken olan
çok sayıda ve türde kuş Uluabat Gölü'nde ürer, kışlar ve konaklar. Kuş
gözlemek amacıyla yöreye pek çok yabancı turist gelir, bunun yanında
kuş gözlemciliği ülkemizde de gitgide yaygınlaşan bir hobi. Ancak son
yıllarda göldeki kirlilik nedeniyle kuş sayısı ve türünde azalma oldu. Ağlayan Çınar 730
yaşındaki tarihi çınarın üç noktasından, 15 yıldır kırmızı bir sıvı
akıyor. Bu özelliği nedeniyle yöre halkının ''Ağlayan Çınar'' adını
verdiği ağaç, 5 yıl önce ''Anıt Ağaç'' olarak tescil edildi. Balık Göl,
organik madde bakımından zengin olduğu için 21 tür balık ve kerevit
yetişiyor. Kerevit önceki yıllarda oldukça fazlaydı. Şimdi ise yok
denecek kadar az. Fabrika atıkları, lağım ve diğer etkenler nedeniyle
kirlilikte ciddi boyutta artış, balık sayısında ise önemli ölçüde
azalma var. Bursa’nın adaları Belde turizme açılırsa, büyük bir zenginliği Bursalılara sunacak. Adeta bir dinlenme merkezi olacak. Uluabat Gölü’nde dört adası var Gölyazı’nın. En
büyüğü Manastır Adası olmak üzere, Heybeli, Arımol ve Keremitçi… Bu
adaların güzelliği sadece beldeyi değil, turizme açılarak Bursa’yı da
süsler hale getirilebilirse, bambaşka bir özellik daha kazanır kentimiz. Gölyazı’da yapılması planlanan çalışmalar: Apollon Tapınağı, Bilkent Üniversitesi ve belediyenin ortak çalışmalarıyla gün yüzüne çıkarılacak. Roma dönemine ait anfi tiyatronun, Uludağ Üniversitesi desteğiyle kazı çalışmalarına başlanacak. Gölyazı’nın girişindeki kilisenin projeleri tamamlandı. Restorasyon için kaynak aranıyor.
Beldeye girişte benzinliğin yanında turizm alanı olarak belirlenen
yere, tatil köyü yapılacak. 37 yatak kapasiteli olacak tesiste; yüzme
havuzu, kafeterya, yürüyüş alanları ve parkurlar yer alacak. Öneriler -Mis gibi kokulu sıcacık köy ekmeği ve cevizli lokum satın alın. -Zambak Tepe’den gün batımını izleyin. -Birbirinden orijinal evleri görmek için ara sokaklarda dolaşın. -Balık mezatından taze balık satın alın. -Kayık ve göl fotoğrafları çekin. -Ağlayan Çınar’ın altında çay için.
|