Bursa Kent Kültürü ve Yaşam Dergisi

20/1/2007 - Uludağ Yazıları: 2 / RUHANİYETLİ ULUDAĞ

 

Dağlar… Sözlükteki karşılığı ile “çevresine göre daha yüksekte kalan toprak veya kayalıklara verilen genel bir ad, bir yeryüzü şekli”… Ama bu coğrafi tanımın çok ötesindeki mekânlar ve alanlardır dağlar…

Peygamberler, veliler, Allah dostları sayılan abdallar, bilim adamları, azizler, rahipler ve keşişlerin yüzyıllarca vazgeçemedikleri bu yüksek yerler, maalesef zaman zaman eşkıyanın da ilgi alanına girmiştir. Dağlık yerlerden uzaklaşamayan bu asilerin buraları kendileri için bir özgürlük alanı gördükleri de anlaşılıyor.

Öte yandan dağlar, tarih boyunca sosyal ve kültürel hayatımızın önemli bir parçası olmuştur. Sözgelimi çok sayıdaki atasözümüze ilham kaynağı olmuştur dağlar: “dağ başını duman almış”, “dağ ne kadar yüksek olsa da yolun üstünden aşar”, “dağdan gelip bağdakini kovmak”, “dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur”, “dağ fare doğurmak”  ve “dağda dağın var, yüreğinde dağın var” gibi bir hayli söz atalarımızca dillendirilmiş. Sadece bunlarla sınırlı değil elbet. Şarkılarımızın, türkülerimizin, hikâyelerimizin, masallarımızın, şiirlerimizin, ilâhilerimizin ana temalarından biri olan dağlar, doğa resimlerinin ve tablolarının da vazgeçilmez konusu olmuştur. Ancak bizim ele alacağımız husus biraz daha farklı…

Dağlar, aynı zamanda maddi-manevi ve özellikle de mistik anlamda sığınak arayanlar için biçilmiş bir kaftan gibi görülmüştür tarih boyunca… Pek çok din mensubunu ve bağlısını gizemli bir şekilde dağlar kendine çekmesini hep bilmiştir. Dini, bilimsel, mistik ve felsefi alanda derinlik kazanmak isteyen, içinde bulunduğu derunî (içsel) duruma zenginlik kazandırmayı arzulayan herkes için öteden beri ne değerli mekânlardır dağlar. Yeryüzünün dağları, dindarlar ve çalışmalarında sessizliğe ve sakinliğe ihtiyaç duyanların değişmez adresi olmuştur yüzyıllardan beri… Hatta dindarlar için dağlar, ibadethanelerinden sonra adeta kendini buldukları müstesna sığınaklardır.

Yeryüzündeki dağlar, dolayısıyla dinlerin hemen tamamında kutsal mekânlardan biri olarak kabul edilmiştir. Bazı dinler, dağları Tanrı’ya yakın oluşu, bazıları da Tanrı’nın yüceliğini ve aşkınlığını sembolize ettiği inancını taşırlar. Hatta tarihte Babil Kulesi gibi yüksek kulelerin, dağların bulunmadığı yerlerde Tanrı’ya yakın olmak amacıyla inşa edildikleri söylenir.

Gerçekten de ilk toplumlarda Tanrı’nın ikamet yeri olarak kabul edilmesi sebebiyle dağların kutsal görülürdü. Öte yandan zaman zaman insanlar da toplumdan uzaklaşmak, inzivaya ve uzlete çekilmek ihtiyacını hissetmişler ve bunu karşılamak için de dağları uygun birer mekân olduğunu farketmişlerdir. Böylece insanlık tarihi boyunca dağlar çoğu zaman saygı görmüşlerdir. Bu kutsal dağ kültü, bütün dünya toplumlarında benzer şekilde kendini göstermiştir.

Günümüzde iki bin yıllık geçmişiyle dünyanın en büyük ilahi dini olan Hıristiyanlığın kutsal kitabı İncil’de dağı konu edinen bazı bölümler bulmak o kadar da güç değildir. Örneklemek gerekirse İncil’in Matta bölümünün beşinci kısmı “Ve İsa kalabalıkları görüp dağa çıktı ve oturunca dostları yanına geldiler. Onlara şöyle dedi” ifadeleriyle başlıyor ve onlara verdiği vaaz yer alıyor. Şüphesiz dağ ile ilgili bu ve diğer satırlar, pek çok ibadethanede olduğu gibi Uludağ’ın bütün kilise ve manastırlarında da rahipler ve keşişler tarafından büyük bir heyecanla okunuyordu.

İslam’daki dağ anlayışına yer vermeden önce, bizim divan edebiyatımızın da önemli bir teması olan Sina dağına işaret etmek istiyorum. Divan edebiyatımızda ve özellikle tasavvufî edebiyatta Tur adıyla da bilinen ve Kur’ân-ı Kerim’de kendisine Cenab-ı Hakk’ın yemin ettiği Sina dağı, Hz. Musa ile Yüce Allah arasında geçen olayları hatırlatan önemli bir motiftir. Hz. Musa’nın Allah’ı görmek istemesi üzerine Allah bu dağa tecelli etmiş ve dağ parçalanmıştır. Hz. Musa da bu nurun şiddetinden bayılmış ve sonra Allah’tan af dilemiştir.

Hz. Musa ile dağ arasındaki ilişkiye kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerim’de şu ayetlerle işaret edilir: “Musa ile (Sina dağında) otuz geceliğine sözleştik. Buna on gece daha ekledik. Böylece onun Rabbi ile buluşması için belirlenen süre kırk geceye tamamlandı. Musa kardeşi Harun’a ‘Kavmimin içinde bana vekâlet et, onları iyi yönet, bozgunculuk yapanların yolundan gitme’ dedi. Musa belirlediğimiz vakitte gelip Rabbi de onunla konuşunca, şöyle dedi: ‘Ey Rabbim, bana görün, Sana bakayım’. Allah: ‘Sen, beni asla göremezsin. Fakat bu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse, sen Beni göreceksin’ dedi. Rabbi dağa gözükünce (tecelli edince) dağ paramparça oldu ve Musa da bayılıp düştü…”(A‘raf, 7/142-143)

Kur’ân’da dağ kelimesine, genelde kıyamet sahnelerinin işlendiği yerlerde diğer doğa unsurlarıyla beraber tasviri sırasında ya da düşünen bir toplum için ibret niteliği taşıyan bir konu olarak temas edilmiştir: “Güneş katlanıp dürüldüğünde, yıldızlar döküldüğünde, dağlar yürütüldüğünde, (...) denizler kaynatıldığında, (...) gökyüzü sıyrılıp alındığında, (...) kişi neler getirdiğini öğrenmiş olacaktır.” (Tekvir, 81/1-14) “Sen dağları görürsün de onları yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutların yürümesi gibi yürümektedirler. Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatıdır. Kuşkusuz o, yaptıklarınızdan tamamen haberdardır.” (Neml, 27/88) “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, korktular; onu insan yüklendi...” (Ahzab, 33/72)

Ayrıca Peygamber Efendimizin (as) de, peygamberliği öncesinde zaman zaman ibadet ve derin düşünme (tefekkür) amacıyla Hira dağındaki mağaraya gitmesi ve yine Allah’tan Cebrail aracılığıyla ilk vahyin burada gelmiş olması bu dağın Müslümanlar tarafından kutsal kabul edilmesine sebep olmuştur. Aynı şekilde, Müslümanların Hz. Peygamber önderliğinde yaptıkları ikinci savaşın gerçekleştiği Uhud dağı ile hacıların her yıl ziyaret ederek günahlarından arındıkları Arafat dağı da İslâm kültüründe çok saygın kabul edilen dağlar arasındadır.

Uhud dağı aslında dıştan bakılınca bir taş ve kaya kütlesi, elbette cansız… Ancak bu dağ Peygamber Efendimize aşkını ilân etmiş adeta… Bu sevgi karşılıksız kalmamış ve O’nun ağzından dökülen şu kelimeler her şeyi açıklamaya yetmişti: “Uhud bizi sever, biz de Uhud’u”.

Arafat dağı da Hz. Adem ile Hz. Havva’nın cennetten yeryüzüne birbirinden uzak yerlere indirildikten sonra buluştukları ve Cebrail adlı meleğin Hz. İbrahim’e haccın nasıl yapılacağını öğrettiği yer olarak bilindiği için Müslümanlarca mübarek sayılmıştır. Ayrıca dünyanın her tarafından gelen hacılar bu dağın yamaçlarında ve çevresinde birbirleriyle görüşüp tanışmakta, günahlarını Allah’a itiraf ederek af dilemekte ve günah kirlerinden temizlenmektedir.

Müslüman olmadan önce Eski Türklerde de zengin bir dağ inanışı vardı. Hemen her “boy”un kendisine ait bir kutsal dağı bulunuyordu. Şamanizm ve Budizm inancını bir süre devam ettiren Türkler, tabiattaki yüce saydıkları her varlığa, özellikle de yüksek dağlara secde ederlerdi. Cengiz Han’ın, düşmanlarından kaçarken bir dağa sığındığı, sonra kendisini koruduğu için ona kurban kestiği ve bunun da bir gelenek hâline geldiği rivayet edilir.

Anadolu’nun Türkleşmesinden sonra dağlara gösterilen bu saygı bir şekilde devam etmiş ve halkın aziz saydıkları birçok kişinin türbeleri dağlara inşa edilmiştir. Bu tür yerleri ziyaret etmek ise halk kültüründe bir geleneğe dönüşmüştür. Ayrıca bizim dağlarla kesiştiğimiz noktalardan biri de kahramanlık efsaneleridir. Sözgelimi, Ergenekon, Manas, Köroğlu gibi destanlarda; Ferhat ile Şirin, Leyla ve Mecnun gibi halk hikâyelerinde ana mekân dağlardır. “Kaf” dağının geleneksel Türk masallarının vazgeçilmez sembolü olduğu da unutulmamalıdır.

Tarih boyunca Bursa’nın da içinde bulunduğu bölgede ağırlıklı olarak İslamiyet dışında diğer ilahi dinler arasında Hıristiyan inancının da hâkimiyeti sürdürdüğü görülür. Günümüzde Uludağ adıyla anılan dağ, milattan sonra 4. yüzyılda Hıristiyanlara sağlanan serbestlik sonrası çeşitli cemaatlerin ve toplulukların inzivaya çekildikleri, toplumdan uzaklaştıkları önemli bir adres haline geldi. Bazı yazılı kaynaklar, Hıristiyanların, Uludağ ve çevresinde milattan sonra 5. yüzyıldan itibaren manastır inşa ettiklerini belirtir. Hemen tamamında erkek keşişlerin kaldığı 50’yi aşkın manastır sebebiyle Uludağ’a o dönemlerde “Oros ton kalegeron”, yani “Keşiş Dağı” deniliyordu. Uludağ’ın eteklerinde 7-9. yüzyıllar arasında kurulmuş kiliselerin sayısını 120’ye çıkartanlar da vardır. Uludağ’ın değişik kesimlerinde kimi vatandaşlarımızca tarlalarında tesadüfen rastlanan eski eser kalıntıları da, bölgede ilk Hıristiyanların dini yapılarına ait delil olarak görmek mümkündür.

Mitolojideki ismi ‘Bthynian Olympos’ ‘Olympos Mysien’ ve daha sonraları da ‘Keşiş Dağı’ olarak bilinen Uludağ, uygarlıkların beşiği sayılan Anadolu’daki Olympos dağlarının en görkemlisi, her mevsim kendisine sığınanları kucaklayan bir güzellik abidesi…

“Seyahatname” adlı eserinde Uludağ için “Cebel-i Ruhbân” tanımlamasını kullanan Evliya Çelebi, Bursa’nın ve dolayısıyla Uludağ’ın geçmişini Hz. Süleyman’a kadar götürür. Şimdi de bu konu hakkında onun bize öğrettiklerini aktaralım:

“Süleyman Peygamber, taht üzerinde havada uçarken Ruhbân Dağı’nın en yüksek tepesinde durur. Dört çevresine bakarak veziri Asâf Berhiyâ’ya ‘Şu geniş ovada bir büyük şehir olsaydı ne güzel olurdu’ buyurur. Cin ve devlerden yanında olanlar şöyle dediler: ‘Ey Peygamber! Tufandan önce burada büyük bir şehirle bir eski kale vardı. O kaleyi Cân (cinler) kavmi yapmış derlerdi. Biz buraya askerle geldik, alamayıp geri döndük. Sonra Tufan’da kale batarak adı sanı kaybolmuş’. Hz. Süleyman’ın emriyle periler o yerin taşını toprağını temizlerler. Kalenin bedenleri ve burçları meydana çıkar. Yine Hz. Süleyman’ın emriyle lodos şiddetle eserek kapıları ve duvarları ortaya çıkar. Hz. Süleyman Bursa’nın garbında, bir konak mesafede Edincik adlı bir büyük şehir yaptırıp Belkıs’a orasını taht (başkent) yapar. Hâlâ büyük köşkleri görünmektedir. Ayasofya sütunlarının birçoğu bu şehirden gitmiştir. Süleyman Peygamber her sene Belkıs ile gelip bu Keşiş Dağı’nda zevk u safa edermiş”.

Evliya Çelebi’nin de duyumlarından ibaret olduğu anlaşılan bu bilgilerin elbette eleştiriye tabi tutulması gerekebilir. Tabii ki pasajda aydınlatılması gereken pek çok soru bulunabilir. Ancak burada asıl irdelenmesi gereken husus, Uludağ’ın Hz. Süleyman tarafından ziyaret edilmiş olması… Muhayyilemizi (hayâl etme gücümüzü) zorlasa da bu bilgilerin hedeflediği ortak bir doğru var: Dağların peygamberler gibi seçkin insanların ilgi alanında bulunması…

Doğrusunu söylemek gerekirse, dağ ile ilişkisi olmayan peygamber, veli ve mütefekkir (düşünür) neredeyse yok gibidir. Ve Uludağ da bundan payını büyük ölçüde almış dağlardan biridir. Onun adeta eteğine yapışan, eteğine tutunmak isteyen pek çok aziz ve dervişin yanı sıra bilim ve düşünce alanında çok sayıda kişinin bu dağın kendilerine kazandırdığı “feyz”den istifade etmek için büyük bir çaba gösterdikleri anlaşılmaktadır. Bursa’da bilinen ve yüzyıllardır şöhreti devam eden yerli ve yabancı din adamlarının, derviş ve azizlerin, bilim adamlarının ve hatta sade vatandaşların bu dağı tercih etmelerinde, şüphesiz elde ettikleri maddi-manevi, bedeni, mistik ve fikrî kazanımların önemli rol oynadığı söylenebilir. Zira dağ ortamının kişinin hem iç âlemine hem de beden sağlığına büyük bir ivme ve moral takviye kazandırdığı bilinmektedir.

Kısacası dağ, diğer pek çok dinde olduğu gibi, Türk-İslâm kültüründe de birçok özelliklerin ve daha çok, ruhaniyetin, derin düşünmenin, yoğunlaşmanın, inzivaya çekilmenin, ibadetten alınacak neşenin hep mekânı olmuştur. Bazen inancın sembolü, bazen ululuğun motifi, bazen kutsal bir kült, bazen âşıkların sığınağı, bazen sevgilisiyle âşık arasında bir engel, bazen kahramanların cirit attığı bir mekân, bazen yalnızlık yurdu, bazen hüzün sebebi, bazen de neşe kaynağı olarak bütün haşmetiyle karşımıza çıkmaktadır. Bu durum, insanoğlunun doğayla kurduğu duygusal ve düşünsel yakınlığın aslında sağlam bir göstergesi şeklinde düşünülmelidir.

Bir sonraki yazımızda, dağların aktarılmaya çalışılan bütün bu özelliklerinin farkına vararak Uludağ’ın eteğine yapışan ve buraları mesken tutan isimler üzerinde duracak ve dağın yamaçlarında birlikte bir geziye çıkacağız.

 

Prof. Dr. Mefail HIZLI

U.Ü. İlahiyat Fakültesi

Öğretim Üyesi

 

Kaynaklar

Mehmet Erdoğan, “Dağların Dili”, Diyanet Aylık Dergi, sy.154.

http://buyukorhan.blogcu.com/1719026/

 

 

Yorum yaz!

2009-06-14 19:44:20 - teşekkürler

Yazan isimsiz
bu eşsiz bilgileri bize sunan tüm emek ustalarına teşekkürler.ünal bölül orhangazi-Narlıca
Bağlantı

2008-10-28 14:48:42 - başarılı bir sunum

Yazan cemil yaman
dedim adı cemil kara keçililerden bir torunum köyüme saysanız 10 kere gelmişimdir ama orası benim köyüm elbette tarihini güzelliğini havasını ve özelliğini korumasını en çok isteyenlerden biriyim dedem ve babannem bana köyümü hep başka illerde olmayan güzellikleriyle ve havasıy edasıyla annattılar ve büyüttüler bende torunlarıma köyümü en güzel yüzüyle anlatmak istiyorum bu yüzden halkımıza ve bursalılara tarihimize sahip çıkma çarısında bulunuyorum inşallah bursa yeşiliyle kalır dileklerimle hayırlı ömürler hemşerilerim ..:)
Bağlantı

Sitenizesayac.com
<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Hakkımda

EDİTÖR

Son Yazılar

DIŞKAYA KÖYÜ'NDE UYUYAN TARİH VE DOĞAL GÜZELLİKLER...
Bursa'nın Buluşma Adresi: HEYKEL
Saitabat'ta çok özel bir mekan: HANIMELİ TESİSLERİ
Bursa'da muhteşem güzellikte bir köy... ŞÜKRANİYE/KAZANCI
KIZIKLAR kültür ve ekonomi fethine hazırlanıyor
Bursa'daki KIZIK köyleri
Bir Bursa Sevdalısıyla Kent Üzerine Sohbet...
Karagöz sanatına tutkun bir usta
Dağın Ardındaki Emek: ÜNİDAĞ
Yeni Bursa
Bizim karikatüristler...
ULUUMAY MÜZESİ'NDE ESERLER KONUŞUYOR
Kepçecik-Yağmur Duası
Süleyman Çelebi'nin komşuları nereye gitti?
Bursa’dan bir Nazım geçti…
Bursa Erkek Lisesi-Bursa Mekteb-i Sultanîsi
Asırlık çınarın yaşam öyküsünden kesitler...
Şahinkaya Mağarası ve Bursa'da Kültür Turizmi
BURSA'DAKİ KARAKEÇİLİ KÖYLERİ
Dopdolu Bursa TIME yeni sayısıyla bayilerde
Oğuz Türklerinin KIZIK BOYU-Bursa'daki KIZIKLAR-Yeni
İletişim
Bursa Time kapaklar
Büyükorhan Derecik Bazilikası...
BURSA VE ÇEVRESİNDE KAYI BOYU VE KARAKEÇİLİ DAMGALARI

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Bursa'da Kültür
Çeki
Nilüfer Dağ-Der
Üniversiteli dağlılar
Gököz (Gövez)
Baraklı
Gelemiç
Kocakovacık
Gümüşpınar
Burunca
Belenören
Düvenli
Kozağacı
Harmander
Deliballılar
Argın
Firuz
Akçabük
Dağgüney
Yenice
Zaferiye
Altıntaş
Karesi
Osmaniye
Hayriye
Hasanpaşa
Küçük Yenice
Fındıcak
Fındıcak
Derbent
Gemiç
Müşküle
Derbent
Gölyaka
Orhaniye
Gedelek
Demireli
Ovaesmen
Harmanalanı
Küçükkovacık-Anasultan
Beyce
Domaniç Karaköy
Seç Köy
Durhasan
Harmancık
Hamzabey
Fındıklı
Karacabey
Yenikaraağaç
Karakoca
Selçukgazi
Ağaköy
Bursa
Oylat
Alanyurt
Cerrah
Süle
Karagölet
Göktepe
Bozağaç
Dursunbey Hashanlar
Bilecik Bakraz(Günyurdu)
Seyitgazi Gökbahçe
Savaştepe Karapınar
Eskişehir İnönü-Kuzfındık
Eskişehir İnönü-Dutluca
Bursa Kızık köyleri
Mustafakemalpaşa
Dutluca
Sincansarnıç
İshaklar
Kaymakoba

Haberler



manşetler
selmaelma
hihsansonmez
bursadayasam
yemrec
thistime
sercen
Hasan Güler
ilktur
kasifelektronik
zeytinciburhan
ustapoyraz
yorukobasi

evden eve nakliyat web tasarım
Kültür ve Sanat